Anasayfa Sağlık Göğüs ve Üreme Organları Kanserleri

Göğüs ve Üreme Organları Kanserleri

0 984

Erken teşhis yöntemleri, her iki kanser vakasından birinin tedavi edilebilmesini sağlamakta ve birçok insan bu hastalıkla yıllarca yaşayabilmektedir. Yüzden fazla dişi üreme organı kanseri çeşidi vardır ve bunların her biri farklı bir seyir göstermekte, kişinin sağlığı ve yaşamı üzerinde farklı etkilerde bulunmaktadır.

Kanser de vücuttaki hiçbir semptoma neden olmayan herhangi bir tümör kadar basit olabilir ve aynı kolaylıkla vücuttan atılabilir. Bu tür tümörler kendi kendine göğüs muayenesi ya da rahimden doku alınmasıyla erken teşhis edilebilir. Kanser, teşhiste geç kalınması halinde büyür ve diğer organlara da yayılır.

Birçok üreme organı kanseri için erken teşhis olanağı varken, yumurtalık kanseri, midede rahatsızlıklar ve şişmelerin görüldüğü ileri aşamalara dek fark edilemez. Kanser ilerledikçe büyür ve diğer hücreleri de etkileyerek fonksiyonlarını yerine getirmelerine engel olur. Kanserli hücreler enerji üretemediklerinden beslenme açısından diğer hücrelere bağımlıdırlar. Bu nedenle bu hücreler çevrelerindeki hücreleri  de güçsüzleştirmekte ve zarar vermektedirler. Yine bu kanserli hücreler vücutta kan ve lenf sistemine girerek diğer organlara da yayılmaktadırlar.

Kansere karşı en iyi savunma bağışıklık sistemidir. Bağışıklık sistemi bizi günde bin kez kanserli hücreler gibi düşmanlara
karşı korur. Bunun dışında zararlı bakteriler, virüsler, mantarlar ve parazitlerle de mücadele eder. Bunun için bağışıklık sistemi düşmanı tanır ve bir saldırı planı belirleyerek uygulamaya geçer. Bazı hücreler doğrudan düşmana saldırır ve yok eder. Zaman zaman da vücutta düşmanları ortadan kaldırabilecek ateşin yaratılması için hormonlar salgılanır.

kanser-belirtileriBazı özel hücreler düşmanı “ezberler”, böylece ileride meydana gelebilecek benzer bir saldırıda hemen harekete geçebilirler. Eğer vücutta birkaç kanserli hücre varsa, bağışıklık sistemi tarafından hemen yok edilir. Vücudun bağışıklık sistemi çeşitli hastalıklar, stres ve yetersiz beslenme nedeniyle zayıflamışsa kanserli hücrelere yenilebilir. Kanserli hücreler çok çabuk ürediğinden sayıca bağışıklık sisteminden fazla olabilirler ve bağışıklık sistemini zayıflatarak kansere ve diğer hastalıklara karşı direncini azaltabilirler.

Her yıl her bir milyon Amerikalı kadından 250.000’inde  göğüs veya üreme organları kanseri görülmektedir. Bunların 180.000’i en yaygın tür olan göğüs kanseriyle karşı karşıya kalmaktadır. Göğüs kanseri daha çok göğüs dokularında ya da meme bezleri kanalında görülmektedir, ancak diğer organlara sıçraması durumunda koltukaltı lenflerinde ya da bir başka yerde de görülebilir. Endometriyumda görülen endometriyal kanser, rahim kanseri vakalarının %90’ını oluşturmakta ve yılda 32.000 kadında görülmektedir. Yılda 21 .000 kadında görülen yumurtalık kanseri belki de en riskli kanserdir.

Bunun nedeni hu tür kanserin teşhisinin güçlüğüdür. Yumurtalık kanseri daha çok yumurtalığın dış yüzeyinde görülür ve buradan kolayca karın bölgesi ve pelvik bölgedeki diğer organlara sıçrayabilir. Bir diğer kanser çeşidi rahim boynunda yer alır ve yılda 13.000 kadında görülür.

Üreme organları kanserleri ve diğer kanserlerde genetik 269 değişikliklerin etkili olduğuna inanılır, ama bilimadamları bunun nedenini açıklayamamaktadır. Her hücre, hizmet ettiği organa yararlı besinler üretir, bunun yanında 50.000 gen içerir. Bu bilgi DNK adlı genetik maddesine dayanır. Hücre bunu, kendi onarım ve üretiminde nasıl kullanacağını bilir ve talimatlar verir. Hücredeki bazı genler bozulduğunda, talimatlar değişir ve kanser adıyla bildiğimiz, mutasyona uğramış hücreler oluşur. Bu hücreler, fonksiyonların yerine getirilmesi için gerekli bileşikleri içermediklerinden diğer hücrelere bağımlı hale gelirler. Kanser sırasında vücuda zararlı olan sürekli büyüme, aslında yaşamın diğer aşamalarında cenin büyümesi, ergenlik çağı ve zarar görmüş dokuların onarılması gibi gerekli olan
bir süreçtir. Kanserde ise bu değişim ivme kazanır; bazı bilimadamları bu büyümeye “baskıcı” bir hücrenin neden olduğuna ve bunun hücre çoğalmasına neden olmadan önlenmesi gerektiğine inanmaktadırlar. Bundan önce hücreler fonksiyonlarını normalden anormale dönüştüren bir transformasyona uğrarlar. Diğer bir deyişle, fonksiyonlarını normal olarak yerine getiren hücreler birden garip davranmaya ve bazı bölümlerinden, hatta pek çok bölümlerinden yoksun olarak üremeye başlarlar. Mutasyon adı verilen bu duruma neden olan birçok faktör vardır. Bunların bazıları güçlü “mutatör” lerdir, bazıları ise yalnızca mutasyonu desteklemektedir. Radyasyon mutatörlere bir örnektir. Beslenme faktörleri ise kanserin gelişmesini kolaylaştırırlar, ancak kendileri birer mutatör değildirler. Mutasyona uğrayan genler genetik olarak geçebilir. Ancak bu durum, ender görülen retina kanseri dışında, kanserin ortaya çıkmasına yetmez. Yaşam biçimine ilişkin ya da çevresel faktörler de kanserin gelişmesinde önemli bir rol oynayabilirler.

kanserÜretkenlik üreme organları kanserinin gelişip ilerlemesinde etkili olan faktörlerden biridir. Bunun nedeni hormona! değişikliklerin üreme organları üzerindeki etkisidir. Uzmanlar, karşı gelinmeyen östrojenin üreme organları kanserlerine yol açtığına inanmaktadır. Geciken menopoz ve östrojenin yerini tutan terapiler kansere neden olan faktörlerdir. Hamilelik, vücudu göğüs kanseri gibi bazı kanserlere karşı korur. Bunun nedeni hamilelik sırasında östrojenin göğüslerdeki bazı hücrelerin olgunlaşmasına ve farklılaşmasına yol açmasıdır. Göğüs kanseri ancak farklılaşmış hücrelerde görüldüğünden, çocuk doğurmayı geciktirmek ya da hiç çocuk doğurmamak, hücrelerin daha uzun süre korunmasını engelleyerek göğüs kanseri riskini artırır. Buna ek olarak menopoz dönemine geç girilmesi, ideal kilodan %40 daha
fazla kilolu olmak, elli yaşın üstünde olmak ve geçmişte aileden birisinde göğüs kanserinin görülmüş olması göğüs kanseri riskini artıran faktörlerdir. Silikonlu göğüsler doğrudan kansere neden olmasalar da urların görülmesine yol açan dokuları arttırabilirler. Silikonlu göğüslerde bulunan sıvı, lenf sistemine girerek bağışıklık sistemine de zarar vermektedir.

Menopoza erken girilmesi, genç yaşta çocuk sahibi olmak ve doğum kontrol hapları kullanmak vücudu yumurtalık kanserine karşı korur. Doğum yapmayan kadınların kanser  riski doğum yapanlara oranla iki kat fazladır. Altmış yaşın üstünde bulunmak, ideal kilodan %40 daha kilolu olmak, bazı genetik bozukluklar ve daha önce göğüs kanserine yakalanmak yumurtalık kanserine neden olabilecek diğer faktörlerdir. Yumurta üretilmemesi, yumurtalık kanseri riskini azaltırken endometriyal kanser riskini artırmaktadır. Geç yaşanan menopoz, kısırlık, ideal kilodan %40 daha kilolu olmak, östrojenin yerini alan terapiler uygulamak ve doğum kontrol hapları kullanmak endometriyal kansere yol açabilmekte’dir. Ancak östrojenin yerini tutan terapilerde östrojene progesteron eklenmesi, riski bir ölçüde azaltmaktadır.

Diğer üreme organları kanserlerinin aksine, rahim ağzı kanseri yaşam biçimine ilişkin faktörlere sıkı sıkıya bağlıdır Sigara içmek, birden fazla cinsel partnere sahip olmak, erken yaşta cinsel ilişkiye girmek ve sonra çok eşli bir cinsel yaşamı sürmek, cinsel yolla geçen hastalıklara yakalanmak doğum kontrol hapları kullanmak rahim ağzı kanserine neden olabilir.

Karşı gelinmeyen östrojenin artması ile üreme organları kanserlerinin görülmesi arasındaki korelasyona karşın gelişen tümörler östrojenle birlikte progesteron gibi diğer hormonlara da karşılık verebilirler. Bazı hormonlar kansere yol açarken bazıları kanseri önlediğinden allopatik kanser uzmanları hormon-reseptör adlı bir test uygulayarak hormonların tümörler üzerindeki etkilerini araştırırlar.

Kanserin ortaya çıkmasında rol oynayan başka faktörler de vardır. Beslenme faktörlerinin kanserin önlenmesinde ve tedavisinde ne denli önemli olduğu artık daha iyi bilinmektedir. Antioksidanlar denen vitaminleri içeren bazı sebze ve meyveler vücudu kansere neden olduğu bilinen serbest radikallere karşı korumaktadırlar. Serbest radikal moleküller hücreye yapışarak vücuda zarar verirler. Bunlar vücutta enerji üretimi ve bazı diğer fonksiyonlar için gerekli olan doymuş yağların oksidasyonu sırasında üretilirler. Serbest radikaller, sayıları arttığında, hücrelere zarar vermeye başlarlar ve içerideki genetik maddeleri değiştirirler. Bilim adamları serbest radikallerin, kanserli hücrelerin artmasının sorumlusu olduğunu öne sürmektedirler. Serbest radikallerin zararlı etkilerini görmek için bir elmayı ortadan ikiye ayırın ve içine oksijen girmesini sağlayın. Bir iki dakika içinde çürüyüp kahverengiye dönüştüğünü göreceksiniz. Çevresel faktörlerin de kansere yol açtığı bilinmektedir. Radyasyon kanserin temel nedenlerinden biridir ve başta göğüs ve üreme organları kanserleri olmak üzere her tür kanserin gelişmesine neden olabilir. Radyasyonun sağlık problemlerine yol açmasının da değişik nedenleri vardır. Alfa ve beta tanecikleri vücudun yüzeyinden geçemezler, bunların içeri çekilmeleri gerekir. X ışınlarında bulanan yüksek frekans radyasyon, radyo ve mikro dalgalar da bulunan düşük frekans radyasyon vücuda girip genler üzerinde zararlı olabilirler. Tıbbi X ışınları gibi insan yapımı kaynaklardan, nükleer güç kaynaklarından ya da uranyumun toprakta doğal olarak parçalanması sonucu oluşan bir gaz olan radondan alınabilir. X ışınının alınması tek başına kansere neden olmaz ancak uzun süre ve üst üste X ışınları alınması ve hatalı bir makineden alınan ışınlar kansere yol açabilir. Suni düşük seviyeli elektromanyetik alanların da bazı kanser türlerine yol açtığı düşünülmektedir. Elektromanyetik alanların bazıları doğaldır. Bir elektrik devresine sokulan hemen her şey suni bir elektromanyetik alan yaratır ve bu alan kanserojen olabilir. Bilgisayar monitörleri, mikrodalga fırınlar, elektrik güç istasyonları, buzdolapları, televizyonlar, elektrikli battaniyeler ve telefon hatları birer elektromanyetik kaynaktır. Elbette risk düzeyini belirlemek açısından elektromanyetik alanın gücü ve süresi önemli bir faktördür. Evde kullanılan aletler daha az risklidirler ve çalışırken belli bir uzaklıkta tutulabilirler, ancak elektrik güç hatları metrelerce uzaktan bile etkilerini gösterebil mektedirler.

Kansere ve diğer hastalıklara neden olduğu bilinen bir başka faktör, vücuttan zararlı maddelerin atılmasını engelleyen
ve çevrede bulunan kimyasal maddelerdir.

Günlük yaşamımızda;
hayvansal ya da bitkisel yiyeceklerden zararlı maddeler alabiliriz. Hayvansal yiyeceklerde hormonlar, antibiyotikler ve hatta bazı mikroplar; bitkisel yiyeceklerde ise diğer bazı zararlı kimyasal maddeler bulunabilir. Hava ve su kirliliği de vücudumuza birçok zararlı maddenin girmesine yol açar. Bütün bu maddeler, kanı temizlemekle yükümlü olan karaciğerin aşırı yüklenmesine sebep olur. Karaciğerin bir başka görevi de östrojeni parçalayarak, kullanılmasını kolaylaştırmaktır.

Bu nedenle, zararlı maddeler karaciğeri aşırı yüklediğinde, karaciğer çok fazla çalışmaya ve görevlerini etkin bir biçimde yerine getirememeye başlar. Fazla miktarda östrojen, karaciğer tarafından metabolize edilmediği sürece vücut tarafından kullanılamaz ve östrojene bağlı tümörler oluşur. Zararlı maddelerin bir araya toplanması sağlık açısından sakıncalıdır. Sonuç olarak vücutta kanserin görülmesine neden olan değişikliklere yol açan bir değil birçok faktör vardır.

Allopatik tıp, kanserin tedavisi üzerinde yoğunlaşırken doğal tıp kanser risklerini en aza indirgemeye çalışır. Şifalı bitkiler yalnızca bağışıklık sistemini güçlendirmekle kalmayıp aynı zamanda karaciğeri de güçlendirerek zararlı maddelerin vücuttan atılmasına yardımcı olurlar. Zihin-beden terapileri rahatlama sağlayarak, bağışıklık sistemini zayıflatan stresi azaltırlar. Beslenme terapisi ise bazı yiyeceklerin zararlı etkilerini ortadan kaldırır. Buna ek olarak, eğer kanser ortaya çıkmışsa, alternatif terapiler, tıbbi müdahale, kemoterapi ve radyasyon gibi allopatik terapilerin yan etkilerini giderirler.

Doğal terapiler hastaların kendilerini iyi hissetmesine yardımcı olarak semptomları azaltırlar. Şifalı bitkiler kemoterapi ve radyoterapinin zayıflattığı bağışıklık sistemini yeniden güçlendirirler. Zihin-beden terapileri kişinin kendini daha iyi hissetmesine, rahatlamasına yardımcı olarak hastalık semptomlarını ve tedavinin yan etkilerini hafifletirler. Egzersizler yorgunluk hissini giderirler, kan ve lenf dolaşımını hızlandırırlar. Aküpresür enerjiyi yeniden dengeler, semptomları en aza indirir. Beslenme terapisi ise tümörün büyümesini engeller. Doğal ve allopatik tıbbın güçlü iyileştirici etkileri pek çok hastanın her iki yöntemi birlikte uygulamayı tercih etmesine neden olmaktadır. Hasta iyileştiğinde, hangi yöntemin etkili olduğunu anlamak olanaksızlaşır. Bu nedenle doğal tıp uzmanları kanseri yok etmek için yaygın tıbbın, kişinin kendini iyi hissetmesini sağlamak için de alternatif tıbbın kullanılması gerektiğini ileri sürmektedirler. Kansere yakalanma olasılığınız bulunduğunu düşünüyorsanız, riskleri bir an önce yok etmeye çalışın. Erken teşhis, kendini korumanın en etkili yoludur. Bu durumda, tümörler kolayca tedavi edilebilir. Göğüs kanseri vakalarının %75’i kadınlar tarafından kendi kendine muayene sırasında teşhiseilmektedir. Üreme organları kanserleri film çekilerek, göğüs kanseri kendi kendine muayene ve mamografi ile rahim ağzı ve rahim kanserleri de doku alma yöntemiyle teşhis edilebilir.
Yumurtalık kanserinin teşhisi için tam bir pelvik muayene gereklidir. Yumurtalık kanserine yakalanma riskiniz olduğunu düşünüyorsanız, j inekoloğunuza düzenli olarak muayene olmanızda yarar vardır. Bunun dışında, aşağıda anlatılan kanser belirtilerini inceleyin. Hastalık ilerleyene kadar semptomları fark edememe riski olduğundan erken teşhis yönemlerine başvurmak son derece önemlidir.

BENZER HABERLER

Yorum yok

Bir Yorum Yazın...