Anasayfa Anne & Çocuk Sınırı Aileler Koyar Riski Çocuklar Alır

Sınırı Aileler Koyar Riski Çocuklar Alır

0 666

                    Bebeklikten itibaren çocuklar, yaşamları boyunca birçok riskle karşı karşıya kalabiliyor. Bazen karşılaştıkları sorunlardan etkilenip, zor bir yetişkin oluyor, bazen de o yaşadıkları olumsuzluklar, onları hayata karşı daha dayanıklı hale getiriyor. Biz de bu hafta anne, baba ve çocukların üstlendikleri riskleri, Psikiyatrist Prof.Dr. Yankı Yazgan’la masaya yatırdık.


Çocuk sahibi olmak başlı başına bir risk. Onu büyütürken birçok riski de zaten dünyaya getirdiğimiz andan itibaren almış oluyoruz. Bebeklikten itibaren çocuklar, yaşamı boyunca birçok riskle karşı karşıya kalabiliyor. Bazen karşılaştıkları sorunlardan etkilenip, zor bir yetişkin oluyor, bazen de o yaşadıkları olumsuzluklar, onları hayata karşı daha dayanıklı hale getiriyor. Psikiyatrist Prof.Dr. Yankı Yazgan’la çocuk büyütmenin riskleri üzerine konuştuk:

“Risk, varlığımızı tehdit eden bir tehlikenin gerçekleşme olasılığı hakkındaki tahminimize dayalıdır. Örneğin, iyi bir eğitim görmediğimiz takdirde mesleki başarımızın düşük olması bir risktir. Ancak bu riski azımsamak ya da abartmak, her tahminde olduğu gibi, içinde olduğumuz ruh hali ile yakından ilgilidir. Eğitim hayatında baştan beri zorlanan, sabır, dikkat ve öğrenme özellikleri akademik gereklere tam uymayan bir çocuk ya da genç tarafından bu risk olduğundan düşük algılanabilir. Zor gelen durumlardan uzak durmak, onları önemsiz ya da gereksiz göstermek, risklerin abartıldığını öne sürmek, doğal bir savunma olarak görülmelidir.”

Risk almak yaşamın bir parçası mıdır?

Çocuk sahibi olmak için ne olduğunu bilmediğimiz ve kestirmekte zorlandığımız bir sorumluluğun altına girerken ne ile karşılaşacağımızı bilmesek de, bir çoğumuzda güçlü biçimde bulunan ‘kendimiz gibi bir bireyi dünyaya getirme dürtüsü’ riski algılayışımızı etkiler; riski azımsarız. Risk alma eğilimi bebeklikten başlayarak gözlenebilir. Dün çıkamadığı bir iskemleye bugün bir kez daha çıkmayı deneyen, iki ayak üzerine evvelsi gün kalkmış bir bebek risk almaktadır. Risk almak, rahat gelen, bildik ve alışıldık durumun dışına çıkmayı gerektirir. Statükonun dışına çıkmak, yenilikçi olmak, şimdinin bir sonrasını merak etmek ve bilmeye, hatta belirlemeye çalışmak risk alıcı davranışlardır. Risk almak, merak ve öğrenme arzusu ölçüsünde artar. Bilginin ve kendini kontrol becerilerinin geliştiği ölçüde kendine ve çevreye katkıda bulunmaya imkan verir.

Anne ve baba olmanın riskleri nelerdir?

Evlenirken, ailemizin onaylamadığı birisinin ‘riskli’ (o kişiyle evliliğin ömrünün ya da kalitesinin arzulanan gibi olmayacağı) olarak tanımlanması, aşk ya da tutkumuzun gücü oranında önemsizleşir. Anne-babalar çocuk sahibi olurken, sayısız sağlık riskini bilseler bile, bu risklerin varlığı sebebiyle anne baba olmaktan vazgeçmezler.

Sıfır riskli bir hayat yaşamı nasıl etkiler?

Hayatta ‘sıfır risk’ arayışı gerçekçi olmayan ve yaşamayı önleyici bir yaklaşım getirir. Risk, sınırlarımızı zorladığımız durumlarda artar. Diğer yandan gelişim (fiziksel, duygusal, zihinsel) sınırları zorlama ölçüsünde gerçekleşir. Sınırlar ise anne-baba, toplum ve okulun çocuğun gelişimine kılavuzluk etmesi, gelişimin ana yoldan pek çıkmaması için konur.

Sınırları zorlamanın riskini nasıl tanımlıyorsunuz?

Sınırları trafiğin düzenli ve emniyetli akışını sağlamak için çizilen yol şeritleri ya da hız limitleri gibi düşünebiliriz. Bu sınırları zorlamak, riski yükseltir; ancak sınırları aşmadığımız ölçüde bu zorlama kapasitenin tam kullanımını ve hafifçe gelişimini de sağlayabilir. Riskin gerçekleşmesine olanak vermez.

Çocuklar risk alır mı?

Psikiyatrist Prof.Dr. Yankı Yazgan, “çocuklar her zaman risk alır mı?” sorusuna da şu yanıtı veriyor:

“Anne-babalar riskli durumları belirleyerek kendi çizgilerini koymuş olurlar. Çocuklar ise bu sınırları zorlamaya oyun ile başlarlar. Annenin emzirmesi sırasında tam doymuş gibi yapan bebeğin, anne memesini geriye çekerken tekrar emmeye başlaması ile başlayan bu ‘oyun’lar, annenin gözünün içine baka baka ‘cıs’ ilan edilmiş nesnelere elini yaklaştıran çocukta devam eder. Risk alma, sınırın nereden geçtiğini ve nereye kadar esnetilebileceğini anlamanın tek yoludur. Bir anlamda gerçeği test etmek için kullanılan bir yöntem diyebiliriz. Ödevini yapmadığında ne olacağını araştıran çocuk, ödev konusundaki sınırın gerçek olup olmadığını sınamış olur. Ödev yapmayarak öğretmenin sınırını öğrenir.”

Risk bazen dayanıklılığı arttırır

Yankı Yazgan, “Risk alma, iyi bir risk hesabına dayalı ise, deneyimi arttırır ve zorluklara dayanmayı öğretebilir” diyerek, şunları söyledi: “Türkçemizdeki gözü pek ve gözü kara deyimleri, risk alırken sınırı zorlayan ile sınırı aşan arasındaki farkı güzelce anlatır. Riski değerlendirmeksizin, ‘körlemesine’ ve hesapsızca atılan adımları risk almak olarak göremeyiz. Sınırı zorlama ve bu zorlama ile bir gelişim adımı atma amacı taşımayanlar, tehlikeyi hesap etmedikleri için kendilerine ve başkalarına tehlike doğururlar. Gelişime hizmet etmezler. Bu tür riskli hareketler sonucunda tahmin edilen tehlikeli durum gerçekleşmese bile, bir öğrenme içermediğinden ötürü aynı riskli davranış tekrarlanır durur. Örneğin, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu risk almanın ve sınır zorlamanın değil, riskli davranışın ve sınır aşımının daha sık olduğu bir problemdir. Risk hesabını yanlış yapan gençlerin risk aldığını değil, kendilerini ve başkalarını riske soktuğunu söylemek gerekir. Yüreklilik ile cüretkarlık arasındaki fark, risk alan ile riske sokan arasındaki farka denk gelir.”

Sınırları zorlayarak gelişebilinilir

Sınırları zorlayarak, kendimizi geliştirici riskler de alınabileceğini  savunan Yazgan, “Daha önce yemediğimiz bir yemeği yemek, alışkanlıklarımıza aykırı bir deneme yapmak, reddedilme olasılığı olan bir teklifte bulunmak, öğretmenin istediği ödevi yaparken internetteki kaynaktan ‘copy-paste’ yapmak yerine, konudaki değişik kaynakları kendi süzgecimizden geçirip özgün bir fikir ortaya atmak… Bunları risk alma örnekleri olarak gösterebilirim. Risk alma ile riskli davranma arasındaki ana fark tehlikeyi hesap etmek ile tehlikeyi azımsamak ve yok saymak arasındaki farktır” dedi.

Ezbere dayanan eğitim yarışma ruhunu yok ediyor

Mevcut çoktan seçmeli soruların cevaplarını ezberlemeye dayalı sahte-yarışmacı eğitim sistemimizin sportif yarışma ruhundan da yoksun olduğunu savunan Psikiyatrist Yankı Yazgan, “Bireyi geliştirmeyi hedeflemediği gibi, yetersiz olanı ayıklayıp ve kenara atarak onu risk almayan, kendini geliştirmek için zorlamayan bir bireye dönüştürür. Kazanmak için de riskli olmayan, herkesin hoşuna gidecek, kimseye ters düşmeyecek, akla aykırı olsa da makbul kitaplara aykırı olmayan cevapları ezberden söylemek teşvik edilir. Risk almak için gereken zahmete katlanma, bilgi toplama ve araştırma, akıl yorma süreçleri azımsanır. Hemen sonuç vermeyen çabalar, kısa vadede kazanç getirmeyen işlere benzetilir. Hemen kazanç getirmeyecek mesleklerin eğitimlerine heves eden gençlere ‘risk alma boş yere’ derken, kısa vadede kazançlı olabilecek riskli işlere alkış tutulur. Diplomalar küçümsenir” dedi.

BENZER HABERLER

Yorum yok

Bir Yanıt bırak

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.